YUVALUNA | GİZEM ONAY

Satürn ve Jüpiter’in Kova’daki kavuşumunun ardından Merkür de Kova burcuna geçiş yaptı. Kova arketipi hakkında düşünürken bu sefer aklıma tek bir kelime geliyor : ‘Başka.’

Aslında bir isim olmayan bu kelimeyi tuhafınıza gitse de, isimmiş gibi kullanacağım. Byung-Chul Han’ın “Eros’un Istırabı” kitabını okurken birkaç nöronumu yaktıktan sonra anladığım Başka’nın yokluğundan biraz bahsedeyim.

Bütün Zodyak, özünde bir kendini keşfetme yolculuğunu anlatıyor. Ya da şöyle diyeyim, her burç aslında ‘ben kimim?’ sorusuna kendi doğasına özgü cevaplar veriyor. Yazımızın ve de zamanımızın gündemi Kova ise, bu soruya kendini ona yapıştırılan kimliklerden ayrıştırarak cevaplar bulmaya çalışan bir arketip. Psişemizde bütün Zodyak’ı taşıdığımızı düşünürsek Kova evresi, artık geçmişe ait derilerimizden sıyrılmaya gönüllü olduğumuz evre. Bu evrede kişinin kendisini gerçek anlamda keşfedebilmesi için ona ailesi, arkadaşları, sevdikleri, topluluğu ve toplum tarafından verilmiş kimliklerin farkına varabilmesi gerekiyor.

Amiyane tabirle, sürü psikolojisinden uyanmayı ve çobana isyan etmeyi anlatıyor Kova. Kolay mı? Değil! Çünkü hem sürüdeki koyun arkadaşlarına hem de çobana isyan etmek demek, sürünün ve de çobanın sağladığı konfor alanından çıkmak demek. Tam da bu sebepten bir bütün olarak toplum ve sistem sürüden ayrılana, yani kendi ‘başkalığı’nı keşfetmek isteyene hatırlatır: Sürüden ayrılanı kurtlar kapar.

“Ölümün negatifliğinin boyun eğdiği pozitif toplum, tek derdi ‘süreksizlik içinde sağ kalmayı güvence altına almak’ olan çıplak yaşamın toplumudur. Bir köle yaşamıdır. Bu çıplak yaşamı sürdürme derdi, sağ kalma derdi, gayet karmaşık bir olgu olan bütün canlılığından mahrum bırakır yaşamı. Salt pozitif olan, cansızdır. Negatiflik canlılık için elzemdir: ‘Bir şey, çelişkiyi içinde barındırdığı sürece, çelişkiyi kapsama ve ona karşı koyma gücü olduğu sürece canlıdır.’ Canlılığın, her tür negatiflikten mahrum olan zindelik veya fitlikten farkı budur. Sağ kalan kişi, yaşayamayacak kadar ölü, ölemeyecek kadar canlı bir yaşayan ölüye benzer."

Byung-Chul Han’dan biraz uzun bir alıntı oldu, alıntı içindeki alıntı da Hegel’den. Sürü ve çoban metaforu üzerinden bu alıntıyı basitleştirirsem şu anlama geliyor: Sürünün ve çobanın sunduğu o güvenli, konforlu yaşam özünde kişiyi yaşayamacak kadar ölü ve ölemeyecek kadar canlı bir yaşayan ölüye benzetiyor. Sürüden ayrılmak; kurtların varlığını yaşamın bir parçası haline getirmek demek ve bu çelişkiyle yani yaşamın özünde tehlikelerle dolu ve ölümü de barındıran bir şey olduğunu kabul etmek demek.

Kova ile sembolize olan bireyselleşme süreci bu sebeple içinde acı barındırıyor. Yalnız kalma, dışlanma ve çarmıha gerilme korkusu ile çoğu insan bireyselleşmek istemez. Kendisine sunulanları kabul etmek daha kolaydır. Aslında öyle görünür; ancak Byung-Chul Han’ın dediğini hatırlayalım; canlılığı yitiririz kendimizi keşfetmeyi göze alamadığımızda. Bu “başka”nın, “yabancı”nın varlığından korkan toplumun da işine gelir.

Sonuç ise herkesin birbirine benzediği bir aynılık cehennemidir. Üstelik Başka’nın yokluğu, Eros’un da yokluğuna işaret ediyor. Birbirine benzeyen insanların yaşadığı toplumlarda birbirine benzeyen çiftler aynılık ceheneminin o dayanılmaz sıkıcılığında güvenli orgazmlar yaşarlar. Başka’nın olmasına izin verilmeyen toplumun yaratıcılık kanalı da tıkanır. O kanaldan gümbür gümbür akacak enerji tıkandığı için hırçınlık ve tatminsizlik de yakamızı bırakmaz.

Zodyak’ta bir burcu, -ki bu bir arketiptir de- en iyi şekilde anlamanın yolu, onu zıddıyla incelemektir. Kova’nın zıddı Aslan’dır. Aslan, ateş elementi, Kova ise hava elementi burcudur. Aslan evresinde içimizden yükselen yaşam ateşini kendimizi otantik ve yaratıcı bir şekilde ifade etmek için kullanırız. Kova’ya geçtiğimizde ise artık bu yaratımı bütünün hayrına kullanma zamanı gelmiştir. Ateşin çoşkun enerjisini hava ile şekillendirmek gerekir. Yani Kova sürecinde bir anda ortaya çıkan o yaratıcılık kıvılcımını farklı olasılıkları da göz önüne alarak düşünmek icap eder. Bu noktada Aslan burcu Frida, Henry Mattisse, Picasso iken; Kova da Tesla, Madam Curie ve Eisenstein’dır. Kova ve Aslan; yaratıcılıkla dehanın buluştuğu o muazzam denklem. Ortak nokta ise varoluşun özgün bir şekilde senin aracılığınla ifade bulması. Bu da Başka olmayı göze almak demek, Aynı’nın konforlu alanından çıkıp Başka’nın bilinmezliğine kendini bırakmak bir diğer deyişle.

Oldukça spekülatif bir konu olan Kova Çağı’na girdik mi bilmem ama Kova zamanlarına geldiğimizi söyleyebilirim. Satürn’ün 2,5 yıl, Jüpiter’in de 1 yıl kalacağı Kova’ya daha sonra ise Pluto geçiş yapacak. Bunun yeryüzündeki karşılığı ise içinden geçtiğimiz bu çılgın zamanlarda başka türlüsünün mümkün olduğunu ve olabileceğini hatırlamak. Dümeni Başka’nın diyarlarına kırma zamanları… 

EDA OCAK

EDA OCAK

Keyif ve merakının izinde giderek Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı lisans bölümünün ardından, Batı ve Çağdaş Sanat Tarihi üzerine yüksek lisansı yaptı. Yazarların, müzisyenlerin, şairlerin, ressamların, kaçık ve meczupların dünyasında gezindiği bu yıllarda, bir yandan da dünyanın her yerinden gelen öğrencilerine Türkçe öğretti.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İçinde Büyüyen Bilgi

İçinde Büyüyen Bilgi

Kendi üzerime çalışmak sağlıklı bir yönelim olsa da kendi üzerime çalıştıkça ortaya çıkacak o gelecekteki “iyileşmiş ben”e sürekli yatırım yapmak ne kadar hakiki bir varoluş?

 
#
Tamam